İslam’ın Paylaşma ve Yardımlaşmaya Verdiği Önem
Ünite ile İlgili Kavramlar
- Zekat: Müslümanların belirli oranlarda mal varlıklarından fakir ve muhtaçlara vermesi gereken dini yükümlülük.
- Sadaka: Gönüllü olarak ihtiyaç sahiplerine yapılan maddi veya manevi yardımlar.
- Sadaka-i Cariye: Sürekli sevap kazandıran hayır, örneğin okul, çeşme yaptırmak gibi.
- İnfak: Kişinin kendi malından Allah rızası için yaptığı her türlü harcama.
- Nisap Miktarı: Zekat vermek için gerekli asgari mal varlığı miktarı.
- Fıtır Sadakası (Fitre): Ramazan ayında fakirlere verilmesi gereken yardım.
İslam Dini Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Eder
Ensar ve Muhacir Örneği
Hz. Cabir’e Peygamberimizin Yardımı
Peygamberimiz (s.a.v.) bir yolculuk dönüşünde sahabeden Hz. Cabir (r.a.) ile sohbet eder. Peygamberimiz bu sohbette Hz. Cabir’in yeni evlendiğini ve borçlu olduğunu öğrenir. Bunun üzerine söz arasında Hz. Cabir’e ne kadar malı olduğunu sorar. O da sadece bir devesinin olduğunu söyler. Peygamberimiz Hz. Cabir’e yardım etmek ister. Bu nedenle onunla konuşurken devesini beğendiğini ve onu kendisine satıp satmayacağını sorar. Hz. Cabir Medine’ye varıncaya kadar binmek şartıyla devesini Peygamberimize satar. Hz. Cabir, Medine’ye varınca devesini teslim etmek için Peygamberimizin yanına gider. Fakat o anda Hz. Cabir ummadığı bir durumla karşılaşır. Peygamberimiz devenin ücretini öder ve deveyi de Hz. Cabir’e düğün hediyesi olarak geri verir.
Fen liseleri taban puanları ve yüzdelik dilimleri için sayfamızı takip ediniz.
Zekat İbadeti
Zekatın kelime anlamı: Artma, çoğalma, arınma, bereket. Zekatın terim anlamı: Zengin Müslümanların yılda bir kez malının veya parasının belli bir miktarını Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine vermeleridir.
Zekat farz bir ibadettir. Hicretten iki yıl sonra Medine’de farz kılınmıştır.
Zekatın amacı: Allah’ın emrini yerine getirmek, toplumsal yardımlaşmayı yaygınlaştırmak ve yoksulları korumak.
“Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görür.” (Bakara suresi, 110. ayet)
“Zekat İslam’ın köprüsüdür.” (Hz. Muhammed (s.a.v.))
Zekatın Faydaları
Bireysel Faydaları:
- Müslümanın malını bereketlendirir.
- Allah’ın verdiği nimetlere şükretme imkanı sağlar.
- Zekat veren, içinde yaşadığı topluma karşı insanlık görevini yerine getirmiş olur.
- İnsandaki cimrilik, bencillik gibi kötü duyguları yok eder; bunların yerini iyilik, hayırseverlik gibi güzel duygular alır.
Toplumsal Faydaları:
- Zenginlerle fakirler arasındaki kıskançlık, düşmanlık gibi kötü duyguları giderir.
- Zenginlerle fakirler arasındaki dostluk, saygı ve sevgi bağlarını güçlendirir.
- Bir ülkedeki fakir sayısının azalmasına katkı sağlar.
- Ekonomik dengesizlikleri önler, ekonomik hayatın canlanmasını sağlar.
Zekat Kimlere Farzdır?
Şu özelliklere sahip kişiler zekat vermekle yükümlüdürler:
- Müslüman
- Akıl sağlığı yerinde
- Ergenlik çağına ulaşmış
- Zengin (nisap miktarı malı olan)
Nisap Miktarı: Bir kişinin bir yıllık gelirinden yeme, içme, barınma, giyinme, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını ve varsa borçlarını karşılayacak miktarı çıkardıktan sonra elinde 81 gram altın (bazı kitaplarda 85 veya 80 olarak geçer) veya buna eş değer mal ya da para kalırsa bu miktara nisap miktarı denir. Bu durumdaki kişi elindeki nisap miktarı malın zekatını vermekle yükümlüdür.
Zekat Nelerden Verilir?
- Zekat verilecek malın gelir getiren cinsten olması gerekir. (altın, gümüş, ticaret malları, menkul değerler vb.)
- Zaruri ihtiyacımız olan malların zekatı verilmez. (oturduğumuz ev, giydiğimiz elbiseler, ticari amaçlı değil de binmek için kullandığımız arabamız vb.)
- Zekat verirken malın iyisinden verilmelidir.
Zekat Kimlere Verilir?
- Öncelikle kendi akraba ve komşularımızdan ihtiyaç sahibi olanlara
- Yoksullara
- Düşkünlere
- Borçlu olanlara
- Yolda kalmış yolculara
- Zekat memurlarına
- Müellefe-i kulûba (kalbi İslam’a ısındırılmak istenen gayrimüslimlere)
Zekat Kimlere Verilmez?
Kişi bakmakla yükümlü olduğu yakınlarına zekat veremez. Bunlar; eş, çocuk, torun, anne, baba, büyükanne, büyükbabasıdır. Zenginlere de zekat verilmez.
Zekat Nasıl Verilir?
- Öncelikle niyet edilmelidir. Çünkü zekat bir ibadettir.
- Allah rızası için verilmelidir. (itibar kazanmak veya reklam yapmak için değil)
- Verirken fakiri incitecek davranışlardan kaçınılmalıdır.
“Öyleyse yetimi sakın üzme, isteyeni azarlama” (Duha suresi, 9-10. ayetler)
Sadaka İbadeti
Sadaka: Bir kişinin kendi isteğiyle ve sadece Allah rızası için yaptığı maddi-manevi her türlü yardıma ve iyiliğe sadaka denir.
- Sadaka vermek sünnettir.
- Sadakanın miktarı ve zamanı yoktur.
- Sadaka vermek için zenginlik şartı yoktur. Bu yönüyle sadaka zekattan daha kapsamlı bir yardım şeklidir.
- Sadaka maddi olarak verilebildiği gibi, manevi olarak da yerine getirilebilir.
“Gözleri görmeyene rehberlik etmen bir sadakadır. Sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, ihtiyacını gidermesi için ona rehberlik etmen sadakadır. Derman arayan dertliye yardım için koşuşturman, koluna girip güçsüze yardım etmen sadakadır. Konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade edivermen bir sadakadır…” (Hz. Muhammed (s.a.v.))
“…İki kimsenin arasını bulup barıştırmak sadakadır. Bir kimseye bineğine binmede veya eşyasını taşımasında yardım etmek sadakadır. Güzel söz sadakadır. Namaza gitmek için atılan her adım sadakadır. Yoldaki rahatsızlık veren şeyleri kaldırmak da bir sadakadır.” (Hz. Muhammed (s.a.v.))
Sadaka-i Câriye
Kişiye hem yaşamında, hem de vefatından sonra sevap kazandırmaya devam eden sadaka türüdür. Örneğin; herkesin faydalanabileceği cami, okul, çeşme, hastane vb. hayır kurumları yaptırmak, meyvesinden herkesin yiyebileceği ağaç dikmek…
“Kişi öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey hariçtir: Sadaka-i cariye, insanlara yararlı bir ilim, kendisine dua eden hayırlı bir evlat.” (Hz. Muhammed (s.a.v.))
Fıtır Sadakası (Fitre)
Ramazan ayında bayramdan önce verilmesi gereken bir sadakadır. Zengin olan her Müslümanın vermesi gerekir.
- Fitre vermek, nisap miktarı malı olan her Müslümana vaciptir.
- Fitre bir ailedeki her birey için aile reisi tarafından kişi başına verilir.
- Fitrenin miktarı, bu sadakayı veren kişinin bir günlük yiyecek masrafı kadardır.
- Fıtır sadakası, zekat verilebilecek kişilere verilir.
- Fıtır sadakası sağlık içerisinde Ramazan Bayramı’na kavuşmanın şükrü anlamına gelir.
Sadaka Taşı
İstanbul’un Üsküdar semtinde yer alan İmrahor Camii’nin avlusunda bir sütun bulunmaktadır. Bir metre yüksekliğinde, yaklaşık otuz santimetre çapında, ortası çukur ve pembe renkli bu sütun, İstanbul’da sayıları oldukça azalan sadaka taşlarından birisidir. Bu sadaka taşının Kanuni Sultan Süleyman devrinden kaldığı tahmin edilmektedir. O dönemde taşın yanından geçen varlıklı insanlar, mahallenin fakir insanları için belirli miktarda parayı taşın üzerindeki çukurlara bırakırlarmış. Mahallenin fakirleri de bir öğün açlıklarını giderecek kadar para alır, gerisini diğer ihtiyaç sahiplerine bırakırlarmış. Böylece bu taşlar, zenginler ile fakirler arasında köprü vazifesi görürmüş.
Yardımlaşma Kurumlarımız
Dinimizin toplumsal yardımlaşma ve dayanışmaya verdiği önem ve Peygamber Efendimiz’in yukarıdaki hadis-i şerifinde verdiği müjdeli haber, Müslümanları toplumsal yardımlaşmaya ve dayanışmaya yöneltmiştir. Atalarımız bu bağlamda kurumsal yardım faaliyetlerinde bulunmuşlardır.
Bunlara örnek:
- İmarethane: Yoksul ve kimsesizlerin beslenmeleri için kurulan aşevleri.
- Darüşşifa: Hastaların tedavisi için kurulan hastaneler.
- Darülaceze: Yaşlıları korumak ve barınma imkanı sağlamak için kurulan huzurevleri.
- Vakıflar: Öğrencilere yardım etmek, ağır kış şartlarında hayvanlara yiyecek sağlamak amaçlarıyla kurulan vakıflar.
Günümüzdeki yardım kurumlarına örnekler: Kızılay, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Milli Eğitim Vakfı, Türkiye Diyanet Vakfı, Belediye Aşevleri…
Zekat ve Sadakanın Faydaları
İnfak: Bir Müslümanın sevdiği mallardan Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine vermesine denir. Allah varlıklı Müslümanlara mallarını Allah yolunda infak etmelerini emrediyor.
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur.” (Bakara suresi, 267. ayet)
Bu ayette de vurgulandığı gibi kişi ihtiyaç sahiplerine karşılıksız yardımda bulunmalı, yardımda bulunurken de sevdiği malların iyilerinden vermelidir. Sadece Allah rızası için insanlara iyilik edip yardımda bulunmak erdemli bir davranıştır. Bu davranış kişinin, Allah’ın rızasını kazanmasına vesile olur.
Zekat ve Sadakanın Bireysel Faydaları:
- Müslümanın malını bereketlendirir.
- Allah’ın verdiği nimetlere şükretme imkanı sağlar.
- Zekat veren, içinde yaşadığı topluma karşı insanlık görevini yerine getirmiş olur.
- İnsandaki cimrilik, bencillik gibi kötü duyguları yok eder; bunların yerini iyilik, hayırseverlik gibi güzel duygular alır.
Zekat ve Sadakanın Toplumsal Faydaları:
- Zenginlerle fakirler arasındaki kıskançlık, düşmanlık gibi kötü duyguları giderir.
- Zenginlerle fakirler arasındaki dostluk, saygı ve sevgi bağlarını güçlendirir.
- Bir ülkedeki fakir sayısının azalmasına katkı sağlar.
- Ekonomik dengesizlikleri önler, ekonomik hayatın canlanmasını sağlar.
Hz. Şuayb (a.s.)
Şuayb aleyhisselam Medyen ve Eyke ahalisine gönderilen peygamberdir. İbrahim aleyhisselam veya Salih aleyhisselamın neslindendir. Soyu anne tarafından Lut aleyhisselamın kızına ulaştığı ve Eyyub aleyhisselamla teyze oğulları oldukları rivayet edilmiştir. Musa aleyhisselamın kayınpederidir. Kavmine güzel söz söylemesi, tatlı ve tesirli hitap etmesi sebebiyle kendisine Hatîb-ül-Enbiyâ (Peygamberlerin hatibi) denildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselama bildirilen dinin emir ve yasaklarını tebliğ etti.
Arabistan Yarımadası’nın kuzeybatısında Hicaz’la Filistin arasında Kızıldeniz sahilinde yer alan Akabe Körfezi’nden Humus Vadisi’ne kadar uzanan Medyen bölgesinde doğup büyüyen Şuayb aleyhisselam, o kavmin asil bir ailesine mensuptu. Gençliği, dedelerinden Medyen adlı bir şahsın etrafında toplandıkları için bu adla anılan Medyen halkı arasında geçen Şuayb aleyhisselam, azgın ve sapık kavmin kötülüklerinden uzak yaşar, babasından kalan koyunlarıyla meşgul olur ve çok namaz kılardı.
Medyenliler atalarının doğru yolundan ayrılmış ve kötü yollara sapmışlardı. Allahü Teala’ya iman ve ibadet etmeyi bırakmışlar, kendi elleriyle yaptıkları putlara ve heykellere tapıyorlardı. Medyen, ticaret kervanlarının gelip geçtiği yollar üzerinde olduğundan ticaretle uğraşıyorlardı. Yaptıkları alışverişte muhakkak hile yapıyorlardı. Yiyecek maddelerini alıp stok yapıyorlar, pahalanınca fahiş fiyatla satıyorlardı. Ölçü ve tartı için iki değişik ölçek kullanıyorlar, alırken büyük ölçekle alıyorlar, satarken küçük ölçekle veriyorlardı. İnsanların yollarını kesiyorlar, onların mallarına zorla el koyuyorlardı. Yol üstünde durup bilhassa yabancı ve gariplerin mallarını çeşitli hilelere başvurarak ellerinden alıyorlardı. Ayrıca sahip oldukları pek çok nimetin şükrünü yapmayıp nankörlük ediyorlardı.
Allahü Teala onlara, doğru yola davet etmek için Şuayb aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. Şuayb aleyhisselam onlara nasihatlerde bulunup Allahü Teala’ya şirk koşmamalarını ve yalnızca O’na ibadet etmelerini, alışverişte, ölçü ve tartıda haksızlık ve hile yapmamalarını, yeryüzünde bozgunculuk yapmamalarını söyledi. Kötülüklere devam ettikleri takdirde azaba uğrayacaklarını, vazgeçtikleri takdirde mükafata kavuşacaklarını söyledi. Fakat azgın Medyen kavmi Şuayb aleyhisselamın sözlerini dinlemeyip ona karşı çıktılar. Ona inananları tehdit ettiler.
Şuayb aleyhisselam bütün sıkıntı, eziyet ve horlamalara rağmen Medyenlileri doğru yola davete devam etti. İbret olarak isyanları sebebiyle helak edilen Nuh aleyhisselamın gönderildiği kavmin, Hud kavminin, Lut kavminin başına gelen azapları ve helak olmalarını anlattı. İnkara vazgeçip iman etmelerini, mağfiret dilemelerini, aksi halde kendilerinin de isyan edip helak olan kavimler gibi azaba düşeceklerini ve helak olacaklarını açık bir lisanla anlattı. Onun peygamberliği Şam’a kadar duyulmuştu. Pek çok kimse gelerek Şuayb aleyhisselama iman etmekle şereflendiler. Fakat Medyenliler yolda durup Şuayb aleyhisselama gelenlere mani olmaya çalıştılar. Şuayb aleyhisselamı ve ona inananları kendi sapık dinlerine dönmedikleri takdirde yurtlarından çıkaracaklarını söyleyip tehdit ettiler.
Şuayb aleyhisselam azgın Medyen halkının, bütün nasihatlerine rağmen imana gelmelerinden ümit kesince onları Allahü Teala’ya havale etti. Şuayb aleyhisselam Allahü Teala’ya; “Ya Rabbi! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hükmedicilerin hayırlısısın.” diye dua etti. Azgınlıklarına ve inananlara karşı düşmanlıklarına devam eden Medyen halkı üzerine Allahü Teala azap gönderdi. Cebrail aleyhisselam bir zelzeleyle onların hepsini helak etti. Hepsi yok oldular. Sanki onlar o beldede yaşamamışlardı.
Şuayb aleyhisselam ve ona inananlar kurtulup Medyen’e yakın yerde yeşillik, ağaçlık ve bolluk içinde bir şehir olan Eyke’ye giderek oradaki insanlara doğru yolu göstermekle vazifelendirildi. Medyen halkının bütün hususiyetlerini taşıyan Eyke halkı parayı tartı ile alırlar, kenarlarından kırptıktan sonra tane ile verirlerdi. Alışverişlerinde karşı taraftakine muhakkak zarar verirler ve onu aldatırlardı. Alırken ucuz ve fazla fazla alırlar, satarken pahalı ve eksik verirlerdi. Yolcuları soyarlar, putlara taparlardı. Şuayb aleyhisselama inanmak için gelenleri vazgeçirmek için çalışırlar, Şuayb aleyhisselama yalancı derlerdi. İstekleri olmazsa tehditte bulunup eziyet ederlerdi.
Şuayb aleyhisselam Eyke halkını Allahü Teala’ya iman ve ibadet etmeye, azgınlık ve taşkınlıklarından vazgeçmeye davet etti. Eyke halkı Şuayb aleyhisselamdan mucize istediler. Şuayb aleyhisselam çevredeki putlara hitap edip; “Rabbiniz kimdir? Ben kimim? Söyleyin!” dedi. Taş ve ağaçtan yapılmış cansız birer varlık olan putlar dile gelip; “Rabbimiz ve yaratıcımız Allahü Teala’dır. Ya Şuayb! Sen ise Allahü Teala’nın peygamberisin!” dediler ve kaidelerinden yere düşüp paramparça oldular. Bu mucize karşısında bazı kimseler imana geldi. İnanmayanlar ise azgınlıklarını daha da arttırdılar. Şuayb aleyhisselam son defa ikaz edip puta tapmaktan vazgeçmelerini, Allah’a iman etmelerini, ölçü ve tartıda adaletli olmalarını ve her türlü zulümden vazgeçip kurtulmalarını söylediyse de inkar edip inanmadılar. İman etmeyeceklerini açıkça söyleyip; “Eğer sen doğru sözlüysen, bize gökten azap indir.” dediler.
Şuayb aleyhisselam bu azgın kavmi Allahü Teala’ya havale etti. Allahü Teala onlara isyanları sebebiyle şiddetli bir azap göndererek hepsini helak etti. Önce ortalığı kasıp kavuran şiddetli bir sıcaklığa tutuldular. Sular fokur fokur kaynadı. Susuzluktan kıvranıyorlar, sıcak suları içtikçe içleri yanıyordu. Çaresizlikten gölge ve içecek su arıyorlar, bir taraftan bir tarafa koşuyorlardı. Bu hal yedi gün devam etti. Sekizinci gün ufukta koyu gölgeli siyah bir bulut çıkıp yükseldi. Bunu gören Eykeliler, serinlemek için koşup hepsi bulutun altında toplandılar. Onlar bulutun altına toplanır toplanmaz buluttan üzerlerine şiddetli bir ateş yağmaya başladı ve hepsi ateş altında helak olup gittiler. Eykelilerin helak edildiği bugün, Kur’an-ı Kerim’de (gölge günü) olarak bildirilmekte ve mealen şöyle buyrulmaktadır:
“O gölge (zulle) gününün azabı onları yakalayıverdi. Gerçekten o azap büyük bir günah azabı idi.” (Şuara Suresi: 189)
Şuayb aleyhisselam, Eyke ahalisinin helak olmasından sonra inananlarla birlikte Medyen’e gidip yerleşti. İnananlardan birinin kızıyla evlendi. İki kızı oldu. Kızlar büyüdü. Kendisi iyice yaşlandı. Allah korkusundan çok gözyaşı döktü. Gözleri zayıfladı, vücudu kuvvetten düştü. Bu sırada Mısır’dan çıkıp Medyen’e gelen Musa aleyhisselam, kuyu başında koyunlarını sulamak için bekleyen Şuayb aleyhisselamın kızlarına yardım ederek koyunlarını suladı. Şuayb aleyhisselam ücret vermek için onu evine davet etti. Onu emin ve güvenilir bir kimse olarak görüp koyunlarına çoban tuttu. Sekiz sene koyunlarını gütmesi şartıyla kızlarından birini ona nikahladı. Musa aleyhisselam orada on sene kaldı. Çocukları oldu. Daha sonra Mısır’a göç etti. Sıhhati düzelip gözleri açılan Şuayb aleyhisselam, her sene Medyen’den Mısır’a giderek kızı ve damadını ziyaret etti. Bir müddet sonra Mekke-i Mükerreme’ye gidip yerleşti. Daha sonra da orada vefat etti. Vefatında 300 yaşında olduğu rivayet edilmiştir. Şuayb aleyhisselam çok namaz kılardı. Tevrat’ta ismi Mikail olarak bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de A’raf, Şuara, Hud ve Ankebut surelerinde Şuayb aleyhisselam, Medyen ve Eyke kavimleri hakkında ayet-i kerimeler mevcuttur.
Maun Suresi ve Anlamı
Kur’an-ı Kerim’in 107. suresi olan Maun Suresi, adını, son ayetinde geçen “maun” sözcüğünden almıştır. Maun, “yardım ve zekat” anlamına gelir. Maun Suresi 7 ayetten oluşur. Mekke döneminde inmiştir. Surede, biri Allah’ın (c.c.) nimetlerini ve hesap gününü inkar eden nankör, diğeri amellerini gösteriş için yapan riyakar olmak üzere iki tip insan tasvir edilmektedir.
Bismillahirrahmanirrahim Eraeytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî yedu’ulyetîm. Velâ yehuddü alâ taâmil miskîn. Feveylün lil musallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. Ellezîne hüm yürâûne ve yemneun elmâûn.
Anlamı: Gördün mü o hesap gününü yalanlayanı! İşte o yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.



