Kader ve Kaza Nedir?
Kader, sözlükte “ölçü, miktar” anlamına gelir. Terim olarak ise Allah’ın evrende olacak olan her şeyi belli bir ölçü, düzen ve uyum içerisinde önceden programlamasıdır.
Kaza ise Allah tarafından önceden planlanan bu olayların zamanı gelince programa uygun olarak gerçekleşmesidir.
Örnek: Bir insanın ne zaman doğacağının Allah tarafından önceden planlanması kader, zamanı gelince o kişinin doğması kazadır.
Allah’ın (c.c.) Her Şeyi Bir Ölçüye Göre Yaratması
Allah evrendeki her şeyi bir plan, ölçü ve uyum içerisinde yaratmıştır. Bu ölçülü yaratılışın örneklerini hayatımızın ve kainatın her alanında görmek mümkündür. Bu yaratılışta hiçbir düzensizlik ve dengesizlik görülmez. Dengeyi bozan insanlardır.
Fen liseleri taban puanları ve yüzdelik dilimleri için sayfamızı takip ediniz.
Evrendeki Ölçü, Düzen ve Dengeye Örnekler:
- Canlıların oksijen tüketip karbondioksit açığa çıkarması, bitkilerin bu karbondioksiti kullanıp oksijen üretmesi.
- Denizlerdeki tuz oranının deniz canlıları için uygun ve dengeli bir seviyede olması.
- Dünya ile güneş arasındaki mesafenin dünyadaki canlıların yaşayabilmesi için en ideal uzaklıkta olması.
- Gezegenlerin ve yıldızların aralarındaki mesafenin evrendeki dengeyi ve düzeni bozmayacak şekilde olması.
- Yağmurun belli bir ölçüye göre yağması.
- Gece ve gündüzün oluşması.
- Ayın hareketleri sonucu gelgit olayının oluşması.
- Ay’ın Dünya’ya olan uzaklığı.
- Atmosfer tabakasının kalınlığı.
- Dünya’nın kendi etrafındaki dönüş hızı.
- Canlıların solunum sırasında dışarıya verdikleri karbondioksiti bitkilerin fotosentez için kullanması ve bu fotosentez sonucunda oluşan oksijeni canlıların solunum için kullanması.
Evrendeki Ölçü, Düzen ve Dengeye Kur’an’dan Örnekler:
- “Gerçekten biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer suresi, 49. ayet)
- “Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte)dir. Yıldızlar ve ağaçlar (Allah’a) secde ederler. Göğü Allah yükseltti ve dengeyi o koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” (Rahman suresi, 5.-8. ayetler)
- “Her şeyi yaratmış, ona bir ölçü, biçim ve düzen vermiştir.” (Furkan suresi, 2. ayet)
- “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan odur. Her biri bir yörüngede hareket etmektedir.” (Enbiya suresi, 33. ayet)
- “Gökleri yedi kat yaratan odur. Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görüyor musun?” (Mülk suresi, 3. ayet)
- “Gökten bir ölçüye göre suyu indiren odur. Biz onunla (kupkuru), ölü bir memlekete hayat veririz…” (Zuhruf suresi, 11. ayet)
- “O (Rabb) ki seni yarattı. Sana düzgün ve ölçülü bir biçim verdi.” (İnfitâr suresi, 7. ayet)
- “Biz gökten belli bir ölçüye göre suyu indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk…” (Mü’minun suresi, 18. ayet)
- “Güneş de yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, üstün ve bilen Allah’ın kanunudur.” (Yâsin suresi, 38. ayet)
- “…Onun katında her şey bir ölçü (miktar) iledir.” (Rad suresi, 8. ayet)
Evrendeki Yasalar
Fiziksel Yasalar:
Madde ve enerjinin oluşumu, değişimi, yapısı, hareketi ve maddeler arası ilişkilerle ilgili prensiplerdir. Fiziksel yasalar deneye, gözleme ve araştırmaya dayalı olduğu için evrensel ve değişmez bir niteliğe sahiptir.
Fiziksel Yasalara Örnekler:
- Suyun kaldırma kuvveti.
- Yer çekimi kanunu.
- Gök cisimlerinin hareketleri.
- Doğa olaylarının (yağmur, kar, rüzgar, deprem vb.) oluşması.
- Suyun 100 derecede kaynaması.
- Gece ve gündüzün oluşması.
- Gök cisimlerinin birbirine olan mesafesi.
- Gök cisimlerinin yörüngelerinin olması.
İlgili Ayetler:
- ”Onlara bir delil de gecedir ki biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de birden karanlığa gömülürler. Güneş de (bir delildir onlara) akar gider yörüngesinde. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın yaratmasıdır…” (Yasin suresi, 37, 40. ayetler)
- ”Onun varlığının delillerinden biri de denizde dağlar gibi yüzen gemilerdir.” (Şûrâ suresi, 32. ayet)
- ”Güneş ve Ay belirli bir hesaba göre hareket etmektedir.” (Rahman suresi, 5. ayet)
Biyolojik Yasalar:
Canlıların yapısı, beslenmesi, korunması, gelişmesi ve üremesiyle ilgili yasalardır. Allah, canlıların yaratılışını ve yaşamlarını biyolojik yasalara bağlamıştır.
Biyolojik Yasalara Örnekler:
- Etle beslenen hayvanların çene yapılarının otla beslenenlerden farklı olması.
- Develerin çöl iklimine uygun yaratılması.
- Kuşların uçmak için kanatlarının olması.
- Kutup ayılarının kalın kürklerinin olması.
- Hayvanların bir kısmının yumurtlama, bir kısmının da doğum yoluyla üremesi.
- Bitki tozlarının rüzgarlar sayesinde taşınması ve bu sayede bitkilerin birbirini aşılaması.
- Balıkların suda solunum yapabilmek için solungaçlarının olması.
- Bazı hayvanların hava ısınıncaya kadar kış uykusuna yatması.
- Vücudumuzdaki sindirim ve boşaltım sistemi.
İlgili Ayetler:
- “(Ey insanlar!) Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı? İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik, sonra da ona ölçülü bir biçim verdik…” (Mürselât suresi, 20, 23. ayetler)
- “O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı.” (Alak suresi, 2. ayet)
- “Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karın üstünde sürünür, kimi de iki ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır.” (Nur suresi, 45. ayet)
Toplumsal Yasalar:
Toplumsal olaylar arasında var olan sebep-sonuç ilişkisini gösteren yasalardır. Toplumsal yasalar ayrıca insanlar arasındaki ilişkileri ve etkileşimi ele alır. Allahü Teala toplumsal yasalardan Kur’an’da “sünnetullah” diye bahsetmiştir. Toplumsal yasaları bilmek ve bu yasalar doğrultusunda hareket etmek, insanların birbiriyle uyum içerisinde yaşamalarını sağlar. Bu da huzur ve güven ortamını beraberinde getirir.
Toplumsal Yasalara Örnekler:
- Sanayileşmenin artması ve tarımsal üretimin azalmasıyla köyden kente göçün hızlanması.
- Eşitliğin olmadığı toplumlarda karmaşa yaşanması.
- Gelir dağılımının adil olmadığı toplumlarda huzur ve barış ortamının bozulması.
- Kuraklık sonucu göçlerin yaşanması.
- Bireylerinin iyi bir eğitim aldığı toplumlarda huzur ve güven ortamının olması.
İlgili Ayetler:
- “…Sen Allah’ın yasasında (sünnetullah’ta) hiçbir değişiklik bulamazsın…” (Fatır suresi, 43. ayet)
- “Her toplumun (belirli) bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ve ne de bir an öne alabilirler.” (A’raf suresi, 34. ayet)
- “Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmazlar mı?…” (Fatır suresi, 44. ayet)
İnsanın İradesi ve Kader
Cüz’i İrade:
Allah tarafından insana verilen sınırlı seçme özgürlüğüne cüz’i irade denir. İnsan akıl sahibi olduğu için düşünce, söz ve davranışlarında özgürdür. İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında tercih yapabilir.
Allah insanlara kutsal kitaplar ve peygamberler göndererek iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı bildirmiş, ancak seçme-tercih etme konusunda insanı özgür bırakmıştır. İnsan akıl ve irade sahibi bir varlık olarak bu yaptığı seçimlerden Allah katında sorumludur. Örneğin insan alkollü bir şekilde trafiğe çıkıp kaza yaparsa bu yaptığı tercihten Allah katında sorumludur. Bu kaderdir diyerek sorumluluktan kurtulamaz.
İlgili Ayetler:
- ”Ona iki yolu (iyiyi ve kötüyü) gösterdik.” (Beled suresi, 10. ayet).
- ”Kim doğru yolu seçerse bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur, kim de doğruluktan saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez. Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.” (İsrâ suresi, 15. ayet)
- ”Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör.” (İnsan suresi, 3. ayet)
- ”De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…” (Kehf suresi, 29. ayet)
İnsanın Tercih Edebildiği ve Sorumlu Olduğu Durumlar:
- Çalışmak, üretmek, hayırlı işler yapmak, güler yüzlü olmak, ibadet etmek veya bunların tersi…
İnsanın Tercih Hakkı Bulunmayan ve Sorumlu Olmadığı Durumlar:
- Anne-babasının kim olacağı, hangi milletten olacağı, ne zaman doğacağı, ne zaman öleceği, cinsiyetinin ne olacağı, göz renginin ne olacağı…
Küllî İrade:
Allahü Teala’nın sınırsız dileme gücüdür. Allah’ın küllî iradesi her şeyi kuşatmıştır. O, bir şeyin olmasını dilediği zaman ona “ol” der, o da oluverir.
İnsanın Özgürlüğü ve Sorumluluğu:
- Bir insanın yaptığı davranışlardan, söylediği sözlerden Allah katında sorumlu olabilmesinin şartı akıl ve irade sahibi olmasıdır. Deliler ve çocuklar eylemlerinden sorumlu değildir. “Aklı olmayanın dini de yoktur” (Hadis-i Şerif).
- İnsanın sorumluluğu ise gücü ile sınırlıdır. “Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez.” (Bakara suresi, 286. ayet).
- Allah insana peygamberler ve ilahi kitaplar aracılığıyla kılavuzluk yapmış ancak onu din seçiminde özgür bırakmıştır.
İlgili Ayetler:
- “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara suresi, 256. ayet)
- “Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” (İnsan suresi, 3. ayet)
Kaderle İlgili Kavramlar
Ecel ve Ömür:
Her canlının sahip olduğu yaşam süresine ömür denir. Ömrün bittiği zamana da ecel denir. Hayat ve ölüm Allah’ın takdirindedir ve O’nun belirlediği ilahî düzen içerisinde sürüp gider.
İlgili Ayetler:
- “Allah’ın izni olmadan hiçbir kişi ölmez. (Ölüm) belirli bir süreye kadar ertelenmiştir.” (Al-i İmran suresi, 145. ayet)
- “Her canlı ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut suresi, 57. ayet)
Hayır ve Şer:
Hayır kelimesi “iyi ve faydalı iş”, şer kelimesi ise “kötü iş” anlamındadır. Hayır ve şer işlemek insanın kendi elindedir. Allah bu fiilleri insanın isteği doğrultusunda yaratır. Ancak hayrı talep etmenin karşılığı olarak ödül, şerri talep etmenin karşılığı olarak da ceza vereceğini bildirmiştir. Bu sebeple insanın hayra yönelmesi, şerden uzak durması gerekir.
Afet:
Allah’ın koymuş olduğu fiziksel yasalar sonucu oluşan yıkımlardır. Afetler yeryüzünün kaderidir. İnsana düşen görev ise doğanın dengesini bozacak davranışlardan uzak durmak, çevreyi korumak, afetlerle mücadele yolları geliştirmektir.
Sağlık ve Hastalık:
Hastalık Allah’tandır. Ancak Allah her hastalığın çaresini yaratmıştır. İnsana düşen sorumluluk bu çareleri aramak ve tedavi olmaktır. Ayrıca hastalıktan korunmak için gereken tedbirleri de almalı, sağlık kurallarına uymalıdır.
Rızık:
Allah’ın bütün canlılara verdiği maddi ve manevi nimetlere rızık denir. Allah herkesin rızkını yaratmıştır. Ancak bu nimetlere ve rızkımıza ulaşmak için çalışıp çabalamamız gerekmektedir. Peygamberler de her biri birer meslek edinmiş, rızkını temin etmek için çalışıp emek harcamışlardır.
Başarı ve Başarısızlık:
Başarı kendiliğinden gelen bir şey değildir. Allah Kur’an’da “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm suresi, 39. ayet) buyurmaktadır. İnsan başarılı olmak için çalışıp çabalamalıdır. Kur’an insana bu konuda rehberlik yapmış, başarının ve başarısızlığın sebeplerini açıklamıştır. İnsan başarısızlığa düşüyorsa, onu bu duruma iten faktörleri bulmalı ve bunları olumlu duruma çevirmelidir. Gerçek başarı ise Allah’ın rızasını kazanmaktır.
Tevekkül:
İnsanın bir işte başarıya ulaşabilmek için elinden gelen bütün gayreti gösterdikten sonra işin sonucunu, yani başarıyı Allah’tan beklemesidir. Müslüman Allah’a güvenmeli, O’na tevekkül etmelidir. Ama önce gereken bütün hazırlıkları yapmalı, elinden gelen gayreti göstermelidir.
Hz. Musa (a.s.) Hayatı
Hz. Musa (a.s.) İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden olup kendisine “ulü’l-azm” denilen altı peygamberin üçüncüsüdür. Allahü teâlâ ile konuştuğu için “Kelîmullah” denilmiştir. İsrailoğullarına gönderilmiş, babasının ismi İmrân, annesinin ismi Nüceyb veya Nâciye veya Yuhâbil’dir. Harun aleyhisselamın kardeşidir.
Hz. Yusuf’tan sonra İsrailoğulları Mısır’da iyice çoğaldı. Onlar Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un bildirdikleri dine inanırken, Mısır’ın yerli halkı Kıptî kavmi yıldızlara ve putlara tapardı. Kıptîler İsrailoğullarına hakaretle bakar, firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırdı.
Bir firavun rüyasında Kudüs’ten çıkan bir ateşin Kıptîleri yakıp İsrailoğullarına zarar vermediğini gördü. Kâhinler, İsrailoğullarından bir erkek çocuğun dünyaya geleceğini ve firavunun saltanatını yıkacağını yorumladılar. Bunun üzerine Firavun, İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmesi için kanun çıkardı.
Bu sırada doğan Musa aleyhisselamın annesi, oğlunun öldürülmesinden korktu. Kur’an-ı Kerim’de onun kalbine şöyle ilham edildiği bildirilir: “Musa’nın annesine şöyle ilhâm ettik: Bu çocuğu (Musa’yı) emzir; sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu suya (Nil Nehrine) bırakıver, boğulmasından korkma, ayrılmasından kederlenme. Çünkü biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız.” (Kasas sûresi: 7)
Musa aleyhisselamın annesi onu bir sandığın içine koyup Nil Nehrine bıraktı. Sandık Firavun’un sarayına sürüklendi. Firavun’un hanımı Âsiye sandığı görüp çocuğu sevdi ve öldürülmemesini istedi. Musa aleyhisselam kimsenin memesini almadı. Musa aleyhisselamın annesi, kızını göndererek saraya haber saldı ve süt annesi olabileceğini bildirdi. Böylece Musa aleyhisselam kendi annesi tarafından Firavun’un sarayında büyütüldü.
Musa aleyhisselam büyüdükten sonra sarayı terk edip akrabalarının yanına gitti. Bir gün bir İsrailoğlu ile bir Kıptî’nin kavga ettiğini görünce araya girmek için Kıptî’yi itip hafifçe göğsüne vurdu, Kıptî yere düşüp öldü. Bu kazadan üzülen Hz. Musa, Firavun’un şerrinden çekinerek Mısır’dan ayrılarak Medyen’e gitti. Orada peygamber olan Şuayb aleyhisselamla buluşup on sene Medyen’de kaldı ve Şuayb aleyhisselamın kızıyla evlendi.
Mısır’a gitmek üzere Medyen’den ayrıldıktan sonra Tur Dağı’na geldiğinde mekânsız olarak Allahü teâlâ ile konuştu. Kendisine ve kardeşi Harun aleyhisselama peygamberlik verildi. Elindeki asâsının yılana dönüşmesi ve elini koynuna sokup çıkarınca bembeyaz olup ışık yayması mucizeleri verildi. Daha sonra Kur’an-ı Kerim’de meâlen şöyle vahyedildiği bildirildi: “Bu iki mucize Firavun ve adamlarına karşı Rabbinin iki delîlidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir. Firavun’a git, doğrusu o azmıştır.” (Kasas sûresi: 32-33)
Hz. Musa Mısır’a varıp kardeşi Harun aleyhisselam ile Firavun’u dine davet ettiler ve İsrailoğullarını serbest bırakmasını istediler. Firavun ilâhlık davasında bulunarak kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Musa asâsını yere bıraktı ve asâ kocaman bir ejderha olup hareket etmeye başladı. Elini koynuna sokup çıkardı, eli bembeyaz göründü. Firavun ve vezirleri bunu sihir olarak yorumladılar. Hz. Musa, bunun Allahü teâlânın bir mucizesi olduğunu söyleyip onları imana çağırdı.
Firavun ve adamları mucizelere inanmayıp sihir dediler ve ülkedeki tüm sihirbazları topladı. Sihirbazlar ip ve sopalarını yere atıp yılan gibi gösterdiler. Hz. Musa asâsını yere bırakınca, asâ bir ejderha olup sihirbazların yere attığı her şeyi yuttu. Bunu gören sihirbazlar bunun bir mucize olduğunu anlayıp Hz. Musa’ya iman ettiler. Bu duruma sinirlenen Firavun zulmünü arttırdı ve Hz. Musa’ya inananları, hatta kendi hanımı Âsiye’yi bile şehit etti.
Firavun ve kavmi küfürde ısrar edince Allahü teâlâ onlara kuraklık, kıtlık, su baskını, çekirge, haşerat ve kurbağa istilası gibi çeşitli belalar verdi. Her belada Hz. Musa’ya gidip belanın kaldırılması ve iman edeceklerini söyleseler de, bela kalkınca azgınlıklarına devam ettiler.
Firavun ve kavmi, Musa aleyhisselamın gösterdiği mucizeler karşısında İsrailoğullarının Mısır’dan gitmelerine izin verdi. Hz. Musa bir gece vakti bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’dan çıktı. Firavun askerleriyle peşlerine düşüp Kızıldeniz kenarında onlara yetişti. Allahü teâlâ Hz. Musa’ya asâsını denize vurmasını emretti. Deniz ikiye ayrıldı ve on iki kuru yol açıldı. İsrailoğulları bu yollardan yürüyerek karşıya geçtiler. Firavun ve askerleri açılan yola girince yol kapanıp sular kavuştu ve boğuldular. Firavun boğulmak üzereyken “inandım” demişse de, bu iman kabul edilmedi.
İlgili Ayetler:
- “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla arkalarına düştüler. Firavun boğulacağı anda, “İsrailoğullarının îmân ettiğinden (Allah’tan) başka bir ilâh olmadığına inandım, artık ben de Müslümanlardanım.” dedi.” (Yunus sûresi: 90)
- “Şimdi mi inandın, daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.” (Yunus sûresi: 91)
- “Biz de bugün seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki arkadan geleceklere bir ibret olasın. Bununla berâber doğrusu insanlardan birçok kimseler âyetlerimizden (ibret verici mucizelerimizden) gâfildirler.” (Yunus sûresi: 92)
Firavun’un cesedi, tefsir alimlerinin de belirttiği gibi, asırlar sonra bile bozulmadan kalmıştır. Bugün Londra’daki British Museum’da sergilenmektedir.
Musa aleyhisselam Kızıldeniz’i geçtikten sonra İsrailoğullarını Ken’an diyarına doğru götürdü. Yolda putperest bir kavimle karşılaştılar ve İsrailoğulları onlara meyl ederek Hz. Musa’dan kendilerine bir tanrı yapmasını istediler. Hz. Musa onlara cahil bir kavim olduklarını söyleyip nasihat etti.
Allahü teâlâ Musa aleyhisselama bir kitap indireceğini vaat etti ve Tur Dağı’na çıkmasını bildirdi. Hz. Musa kardeşi Harun’u vekil bırakıp kırk gün Tur Dağı’nda ibadet etti ve aracısız olarak Allahü teâlânın kelamını işitti. Bu sırada Tevrat kitabı nazil oldu.
Hz. Musa Tur’da iken Sâmirî adında bir münafık İsrailoğullarının altınlarını toplayarak bir buzağı heykeli yapıp onlara tanrı olarak tanıttı ve buzağıya tapmaya başladılar. Harun aleyhisselamın nasihatlerine rağmen dinlemediler. Hz. Musa Tur’dan dönünce bu duruma çok gazaplandı, Sâmirî’yi reddetti ve buzağı heykelini yakıp denize attı. Sâmirî insanlardan ayrı ve vahşi bir şekilde yaşadı ve perişan bir halde helak oldu. Hz. Musa’nın gazabı geçti ve İsrailoğulları Tevrat’ın hükümlerine uymaya başladılar.
İsrailoğulları Tih Sahrasında kaldıkları sırada yine taşkınlık gösterdiler. Hz. Musa’dan çeşitli isteklerde bulundular. Allahü teâlâ, Hz. Musa’nın duası üzerine Tih Sahrasında susuz kalan İsrailoğullarına su ihsan etti. Hz. Musa asâsını yere vurunca on iki pınar fışkırıp İsrailoğulları içtiler. Ayrıca “selva” denilen bıldırcın eti ve “men” denilen kudret helvası ihsan edildi. Ancak onlar bu nimetlere nankörlük edip “Biz bunları yemekten usandık. Bakla, soğan gibi hububat ve sebze isteriz” dediler. Ayrıca Hz. Musa’nın Ken’an diyarında bulunan zalim kavimlerle savaşma isteğini de kabul etmeyip “Sen ve Rabbin cebbârlara karşı gidip savaş edin.” dediler.
Hz. Musa’nın akrabalarından Karun, Hz. Musa’ya iftirada bulunduğu için malları ve servetiyle yerin dibine battı. İsrailoğulları bu taşkınlıkları gösterdikleri için Allahü teâlâ onları kırk sene müddetle Tih Sahrasında kalmakla cezalandırdı. Kırk sene boyunca perişan halde dolaşan İsrailoğulları telef oldular. Nihayet aradan epey bir zaman geçip İsrailoğullarının çocukları itaatkar ve savaşacak bir tarzda yetiştiler. Bu sırada Harun aleyhisselam da vefat etti. Musa aleyhisselam İsrailoğullarını alıp Lut Gölü’nün güney tarafına getirdi. Buradan da hareket ederek Üç bin Unk adında zalim bir kralın ordusu ile savaş yapıp galip geldiler. Böylece Şeria Nehri’nin doğusuna sahip oldular. Eriha şehrinin karşısındaki dağa çıktılar. Buradan Ken’an diyarı gözüküyordu. Bu sırada yüz yirmi yaşında bulunan Musa aleyhisselam vefat etti.
Hz. Musa’nın nerede vefat ettiği ve kabrinin nerede olduğu hususunda muhtelif rivayetler vardır. Kudüs civarında veya Nebû Dağı’nda olduğu bu rivayetlerdendir. Hz. Musa’nın şerîati (bildirdiği dini) Hz. İsa’nın gönderilmesine kadar devam etti. İkisi arasında gelen peygamberler hep Musa aleyhisselamın şerîatı ile amel etmekle mükellef oldular. İsrailoğulları daha sonra Tevrat’ı değiştirip hak dinden uzaklaşıp yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlara Yahudiler denilmiştir.
Ayet-el Kürsi ve Anlamı
Bakara suresinin 255. ayetidir. İçinde “kürsi” kelimesi geçtiği için bu ayete “Ayet-el Kürsi” denilmiştir. Bu ayet, Allah’ın (c.c.) yüce sıfatlarını ve eşsiz kudretini anlatmaktadır.
Okunuşu:
Bismillahirrahmanirrahim Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fissemâvâti ve mâ fil ard. Men zellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih. Ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm. Ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe. Vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard. Ve lâ yeûdühü hıfzuhümâ. Ve hüvel aliyyül azîm.
Anlamı:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O daima diridir, bütün varlığın iradesini yürütendir. Onu ne uyuklama tutar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudreti gökleri ve yeri kaplar. Onları görüp gözetmek O’na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O’dur.



