5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 1. Ünite: Allah Vardır ve Birdir

Allah Vardır ve Birdir: Tevhit İnancı

Allah vardır ve birdir. O’nun eşi ve benzeri yoktur. Yüce Allah’ın mükemmel sıfatları Kur’an’ın birçok yerinde açıklanmıştır. Evrendeki, güneş sistemindeki, dünyadaki, doğadaki, insan vücudundaki ve canlılar arasındaki uyum ve düzen, Allah’ın varlığının önemli delillerindendir. Allah’ın varlığı ve birliği inancına “tevhit inancı” denir. Tevhit inancı, Kur’an-ı Kerim’de İhlas Suresi‘nde özetlenmiştir.

Hiçbir varlık tesadüfen oluşmaz. Örneğin, bir bina kendiliğinden var olamaz; başında ustalar, işçiler ve malzemeler olması gerekir. Evren ve içindekiler de tesadüfen var olmamıştır; bir Yaratıcı tarafından yaratılmışlardır. Bu Yaratıcı, Allah‘tır. Evrendeki her şey belirli bir uyum ve düzen içinde hareket eder. Bu durum, evrenin ve içindekilerin bilinçli bir tasarımın ürünü olduğunu gösterir. İnsanın yapısı da başlı başına Allah’ın varlığının delilidir. Bedenin mükemmel tasarımı ve uyumu kesinlikle tesadüf eseri olamaz. Örneğin, her insanın parmak uçlarındaki tasarım farklıdır ve hiçbir insanın parmak ucu diğerine benzemez.

Kur’an-ı Kerim’de Enbiya Suresi’nin 22. ayetinde şöyle buyurulur:

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu…”

Fen liseleri taban puanları ve yüzdelik dilimleri için sayfamızı takip ediniz.

Allah Yaratandır

Allah her şeyi bir düzen ve ölçüye göre yaratmıştır. Evrendeki bu düzen, denge ve uyum Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde açıklanır. Mülk Suresi’nin 3. ayetinde şöyle ifade edilir:

“Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?”

Bu yaratma iki türlüdür:

  • Birincisi, yoktan var etmek olan yaratmadır. Örneğin, Allah evreni yoktan var etmiştir. Yasin Suresi’nin 82. ayetinde belirtildiği gibi:

“Bir şeyin olmasını dilediğinde O’nun işi “Ol!” demekten ibarettir. O da oluverir.”

  • Yaratmanın diğer biçimi ise var olandan başka bir şey yaratmaktır. Örneğin, gökler ve yer bitişik iken ayrılmış, yeryüzü canlıların yaşaması için uygun bir hale getirilmiştir. Rum Suresi’nin 27. ayetinde bu durum şöyle açıklanır:

“Yaratmayı ilk başlatan da, devam ettiren de odur. Bu iş O’na göre pek kolaydır.”

Allah’ın yaratması süreklidir. Rahmân Suresi’nin 29. ayeti bunu vurgular:

“… O (Allah), her an yaratma hâlindedir.”

Esmaül Hüsna’dan “Hâlık” ismi her şeyi yaratan, “Bedî” ismi bir şeyi örneği olmadan yaratan, “Bârî” ismi ise örneği olmadan varlıkları icat eden demektir. Yüce Allah’ın subutî sıfatlarından “Tekvin” de yaratmak, yoktan var etmek anlamlarına gelir.

Allah her şeyi yaşatandır. Hud Suresi’nin 6. ayetinde şöyle buyurulur:

“Yeryüzündeki her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir…”

İnsanın yaşaması için ona rızık veren, maddi imkanları sağlayan Allah, manevi olarak da ona yardım etmiştir. İnsana rehberlik etmesi, eğitmesi ve öğretmesi için peygamberler ve kutsal kitaplar göndermiştir.

Allah yarattığı varlıkları gözetendir. Yani Allah, yarattığı varlıkları korur ve ihtiyaçlarını karşılar. Ayrıca insana akıl ve irade vermiş, zaman zaman vahiy göndererek onları uyarmış, bilinçlendirmiş ve terbiye etmiştir.

 

Allah Rahman ve Rahimdir

“Rahman” ve “Rahim”, Allahü Teala’nın Esmaül Hüsna‘sından, yani 99 güzel isminden ikisidir.

  • Rahman: Müslüman olsun ya da olmasın, dünyada yaşayan bütün yaratılmışlara rızık veren, onları sayısız nimetlerle donatan demektir.
  • Rahim: Ahirette sadece Müslümanlara merhamet eden demektir.

Kur’an’da Allah, rahmetinin her şeyi kuşattığını beyan ettikten sonra, onu son peygambere iman edip belirli niteliklere sahip olan kimselere ileride ayrıca lütfedeceğini belirtmiştir (A‘râf Suresi, 156-157).

Bizlere düşen görev, Allah’ın “Rahman” isminden nasiplenip kötülük yapan insanları şefkat ve nezaketle uyarmak, onlara hakaret nazarıyla değil merhamet nazarıyla bakmaktır. İkinci olarak ise, Allah’ın “Rahim” isminden nasiplenip fakirlerin ihtiyaçlarını elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince gidermeye çalışmaktır (İslam Ansiklopedisi, Cilt 34, Sayfa 416).

Zümer Suresi’nin 53. ayetinde şöyle buyurulur:

“De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; O, Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

Ahzab Suresi’nin 43. ayeti ise şöyledir:

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için O size rahmetiyle lütufda bulunuyor, melekleri de dua ediyor. O, müminlere karşı çok merhametlidir.”

 

Allah’ın Sıfatları: Semi, Basar, İlim, Kudret

Allah her şeyi görür, her şeyi işitir, her şeyi bilir, O’nun her şeye gücü yeter.

  • Semi’: “İşitmek, duymak” demektir. Yüce Allah her şeyi işitir. O’nun işitmesi yaratılmışların işitmesi gibi sınırlı ve eksik değildir. O, gizli ve açık söylenenlerin hepsini aracısız olarak işitir. Bakara Suresi’nin 244. ayetinde:

“…bilin ki, Allah her şeyi işiten ve bilendir.”

  • Basar: “Görmek” demektir. Yüce Allah her şeyi görür. Hiçbir şey O’nun görmesinden gizli kalmaz. İnsanların ve diğer canlıların görmesi ise sınırlı ve eksiktir. Bakara Suresi’nin 233. ayetinde:

“… Allah bütün yaptıklarınızı görür.”

  • İlim: “Bilmek” demektir. Allah’ın ilmi sınırsızdır, sonsuzdur ve her şeyi kuşatmıştır. Evrende hiçbir olay O’nun bilgisi dışında gerçekleşmez. O’nun bilgisi ve izni olmadan bir yaprak bile kımıldamaz. Yaratılmışların bilgisi ise sınırlıdır. Âl-i İmran Suresi’nin 29. ayetinde:

” İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter.”

  • Kudret: “Güç, kuvvet” demektir. Allah’ın her şeye gücü yeter. O’nun gücü sonsuz ve sınırsızdır. Yasin Suresi’nin 82. ayetinde:

“Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.” Bakara Suresi’nin 148. ayeti ise: “Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”

Allah’ın her şeyi gördüğünün, bildiğinin ve işittiğinin farkında olan bir insan, O’nun emirlerine uyar, yasaklarından kaçınır, ahlaklı, saygılı ve terbiyeli bir insan olmak için çalışır. Bir kötülük işleyeceği zaman Allah’ın kendisini gördüğünü, söylediklerini duyduğunu ve kalbinden geçenleri bildiğini anlayarak davranışlarını düzeltme yoluna gider. Maddi ve manevi yönden temiz bir hayat yaşamaya özen gösterir.

 

Dua ve Salih Amel

Dua, insanın Allah ile iletişim kurmasıdır. İsteklerimizi Allah’a iletmek, sevinç ve üzüntülerimizi O’nunla paylaşmak, O’ndan yardım dilemek, O’na sığınmak, hatalarımızdan dolayı af dilemek ve verdiği nimetlerden dolayı şükretmektir.

İnsan dua vasıtasıyla dileklerini ve isteklerini aracısız olarak Allah’a iletir. Sıkıntılı zamanlarında Allah’tan yardım ister. Sıkıntıları geçince de O’na şükreder. Böylece Allah ile iletişimi güçlü ve devamlı olmuş olur. Dua eden kişi, Allah’ın yardımının kendisiyle olduğunu düşünür, bu yüzden manevi güç kazanır ve psikolojik olarak rahatlar.

Furkan Suresi’nin 77. ayetinde şöyle buyurulur:

“(Ey Muhammed!) De ki duanız olmasa Rabb’im size ne diye değer versin!…”

Hz. Muhammed (s.a.v.) de hadislerinde duanın önemini şöyle belirtmiştir:

  • “Dua ibadetin özüdür.”
  • “Dua ibadettir.”
  • “Allah katında duadan daha kıymetli bir ibadet yoktur.”

Niçin ve Nasıl Dua Edilir?

Dua etmenin birçok sebebi vardır:

  • Allah’ın bizlere verdiği sayısız nimetlere şükretmek için.
  • Allah’ın “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim” (Mü’min Suresi, 60. ayet) emrine uymak için.
  • Sevap kazanmak ve Allah katındaki derecemizi artırmak için.
  • Allah’a sığınarak moral kazanmak, üzüntülerimizi gidermek için.
  • Hatalarımızı, günahlarımızı affettirmek için.
  • Hastalıklardan, belalardan, kazalardan, tehlikelerden korunmak için.
  • Dünyada ve ahirette mutlu olmak için.
  • Yakınlarımızın, ülkemizin ve insanlığın iyiliği için.

Dua, insanın içinden geldiği gibi ve istediği zaman edilebilir. Önemli olan samimi olmaktır. Diğer insanlar ve canlılar için de dua edilmelidir. Dua ederken Allahü Teala’nın güzel isimleri kullanılırsa daha sevap olur. Örneğin; “Ey yüce Allah’ım, ey merhameti bol olan Allah’ım” gibi. Bir de dua etmeden önce gerçekleşmesini istediğimiz iş veya olay için elimizden geleni yapmalı, ondan sonra Allah’a yalvarmalıyız. Örneğin; hiç ders çalışmadan başarılı olmayı istemek doğru bir davranış değildir.

Kur’an-ı Kerim’den Dua Örnekleri:

  • “… Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru…” (Bakara Suresi, 201. ayet)
  • “… Ey Rabbim! Yüreğime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır.” (Tâ-Hâ Suresi, 25.-26. ayetler)
  • “… Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma… Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen bizim Mevlamızsın…” (Bakara Suresi, 286. ayet)
  • “Rabb’im! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabb’imiz! Duamı kabul et.” (İbrahim Suresi, 40. ayet)
  • “Ey Rabb’imiz! Hesabın görüleceği gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!” (İbrahim Suresi, 41. ayet)

Hz. Peygamber’den Dua Örnekleri:

  • “Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin. Beni de affet.”
  • “Allah’ım! Senden faydalı bilgi, temiz rızık ve kabul edilmiş bir ibadet dilerim.”
  • “Allah’ım! Üzüntüden ve kederden sana sığınırım.”
  • “Allah’ım! Beni doğru yola ilet ve bütün işlerimde başarılı kıl.”

Kültürümüzden Dua Örnekleri:

  • Yatma duası: Yattım Allah kaldır beni Nur içine daldır beni Can bedenden çıkmadıkça İmanla uyandır beni
  • Yemek duası: Elhamdülillah Elhamdülillah Bu nimeti veren Allah Peygamberim Resulullah Her yemekte derim Bismillah

 

Allah’ı Arayan İnsan: Hz. İbrahim (a.s.)

Hz. İbrahim’in (a.s.) Mezopotamya bölgesinde yer alan Babil ülkesinde (şimdiki Harran ve Urfa çevresi) yaşadığı belirtilir. Hz. İbrahim doğmadan önce Babil ülkesi Nemrut adlı bir kralın hakimiyeti altındaydı. Nemrut bir gece rüyasında çok parlak bir yıldızın doğduğunu, parlaklığının güneş ve aydan bile çok olduğunu gördü. Bu durum Nemrut’u korkuttu. Kahinlerini çağırdı ve rüyasını onlara anlattı. Onlar, “Ülkende bir çocuk doğacak. Halkın dinini değiştirecek. Senin saltanatın da o çocuğun eliyle son bulacak” diye rüya hakkında yorum yaptılar. Bunun üzerine çok öfkelenen Nemrut, yeni doğmuş ve doğacak olan çocukların öldürülmesini emretti. Nemrut’un yanında çalışan ve bu kararı duyan Hz. İbrahim’in babası Azer, henüz Hz. İbrahim’e hamile olan eşini gözlerden uzakta bir mağaraya götürdü. Bir müddet sonra eşi mağarada doğum yaptı ve Hz. İbrahim dünyaya geldi. Annesi Hz. İbrahim’i tehlike geçinceye kadar belirli bir süre mağarada büyüttü.

Aradan bir zaman geçtikten sonra Nemrut artık tehlikenin geçtiği kanısına varıp çocukların öldürülmesi emrini kaldırdı. Bunun üzerine Azer eşini ve çocuğunu eve getirdi.

Hz. İbrahim zeki bir çocuktu. Ailesinin ve içinde yaşadığı halkın putlara taptığını gördü. İnsanlar taştan, tahtadan yaptıkları putlardan yardım istiyorlar, onlara yiyecekler sunuyorlardı. Ancak Hz. İbrahim’in aklı bu durumu kabul etmiyordu.

Bir gün kırlarda gezerken yoruldu ve bir ağacın altına oturdu. Kendisini ve her şeyi kimin yarattığını düşünmeye başladı. Böyle düşünürken yorgunluktan uyuyakaldı. Akşam uyanınca gökyüzünde parlak bir yıldız gördü. Aradığı yaratıcının bu parlak yıldız olduğunu düşünüp heyecanla yıldızı seyretmeye başladı. Ancak yıldız bir süre sonra gözden kayboldu. Hz. İbrahim “Batıp kaybolan benim Rabbim olamaz!” dedi. Arkasından ay bütün güzelliği ve aydınlığıyla dolunay şeklinde doğdu. Hz. İbrahim “İşte Rabbim budur” diyerek ayı seyretmeye başladı. Bir süre sonra ay da kaybolunca Hz. İbrahim üzüldü ve kaybolan şeylerin Tanrı olamayacağını düşündü. Sonra uykuya daldı. Sabah uyandığında güneşin doğmaya başladığını gördü. Güneşin ihtişamı, aydınlığı hepsinden daha fazlaydı. “İşte Rabbim budur. Zira bu hepsinden daha büyük” dedi. Ancak akşam olup güneş yavaş yavaş batmaya başladı ve bir süre sonra gözden kayboldu. Hz. İbrahim bunun da Tanrı olamayacağını anladı ve etraflıca düşünmeye başladı. Sonra bütün bu doğup batanları ve kainattaki her şeyi yaratan Allah’ı buldu. O’nun hepsinden daha güçlü ve büyük olduğunu, ancak kendisinin O’nu göremediğini anladı. En’am Suresi’nin 79. ayetinde şöyle dedi:

“Ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden (puta tapanlardan) değilim.”

Hz. İbrahim’in babası Azer de putlara tapmaktaydı. Ayrıca bir put ustası olan Azer atölyesinde çalışırken oğlu Hz. İbrahim yanına geldi. Babasına, putların kendisini duyup duymadığını veya dua ettiğinde duasına karşılık verip vermediğini sordu. Azer oğlunun bu sorularına olumsuz cevap verdi. O zaman Hz. İbrahim babasına “Babacığım, elinden hiçbir iş gelmeyen, seni işitip görmeyen bu putlara ne diye tapıyorsun?” diye sordu. Azer bu duruma kızdı ve oğlunu yanından uzaklaştırdı.

Hz. İbrahim halkına putlara tapmanın yanlış olduğunu söyledi. Onları bir ve tek olan Allah’a inanmaya çağırdı. Halkı inanmasa da Hz. İbrahim bıkmadan usanmadan onlara doğruyu göstermeye çalıştı. Hatta bir keresinde halkın şehir dışında eğlence yaptığı bir zamanda tapınağa girip bütün putları baltayla parçaladı. Yalnız büyük puta dokunmadı ve baltayı onun boynuna asarak oradan uzaklaştı. İnsanlar eğlenceden döndükleri zaman putların parçalanmış olduğunu gördüler. “Bunu ancak İbrahim yapmıştır” diye düşündüler. Çünkü Hz. İbrahim kendileriyle eğlenceye gelmemişti ve aynı zamanda O putlara inanmayan biriydi. Hz. İbrahim’i çağırdılar ve putları kimin kırdığını sordular. Hz. İbrahim Enbiya Suresi’nin 63. ayetinde şöyle dedi:

“…Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa onlara sorun bakalım…”

İnsanlar bir süre şüphe ve tereddüt içinde düşündüler. Hz. İbrahim onları Allah’a inanmaya çağırdı. Ancak onlar yine inanmadılar ve Hz. İbrahim’i kral Nemrut’a şikayet ettiler.

Nemrut Hz. İbrahim’i çağırdı. Olanları duymuştu ve O’nu sorguya çekti. Kendini beğenmiş bir tavırla Hz. İbrahim’e sordu: ─ Bu ülkenin Tanrısı benim. Senin Tanrın da kim? Hz. İbrahim: ─ Benim Rabbim Allah’tır. O öldürür ve yeniden diriltir, diye cevap verdi. Nemrut: ─ Ben de öldürür ve diriltirim, dedi. Daha sonra zindandan çağırttığı iki mahkumdan birisini öldürttü. Diğerini de serbest bıraktı. Hz. İbrahim: ─ Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene, dedi.

Nemrut bu sözlere şaşırıp kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Onu cezalandırmak istedi ve ateşe atılmasını emretti. Herkes odun topladı. Odunlardan büyük bir yığın oluşturuldu. Sonra odunları ateşe verdiler. Hz. İbrahim’i de ateşin içine attılar. O anda Allahü Teala ateşe emretti: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol!” Ateş bir gül bahçesine dönüşüverdi ve Hz. İbrahim’i yakmadı. Bu, Allah’ın büyük bir mucizesi idi. Orada bulunanlardan bir kısmı gördükleri bu mucize karşısında Allah’a iman ettiler. Ancak Nemrut başta olmak üzere birçoğu inanmamakta ısrar ettiler. Hz. İbrahim bu olaydan sonra kendisine inananları ve ailesini yanına alarak oradan Şam diyarına göç etti.

 

İhlas Suresi ve Anlamı

Kur’an-ı Kerim’in 112. suresi olan İhlas Suresi, Peygamberliğin Mekke döneminde indirilmiş olup 4 ayetten oluşur. İhlas, samimi olmak, Allah’ın dinine içtenlikle (gönülden) bağlanmak demektir. İhlas Suresi tevhid inancının en özlü ifadesidir. Tevhid, Allah’ın varlığı ve birliği inancıdır. Bu surede; Allah’ın bir ve tek olduğu, var olmak için başka hiçbir şeye muhtaç olmadığı, doğmamış ve doğurmamış olduğu, eşinin ve benzerinin olmadığı vurgulanır. Peygamber Efendimiz Felak ve Nas sureleriyle birlikte İhlas Suresi’nin de kötülüklerden korunmak maksadıyla okunabileceğini ve kendisinin yatarken bu sureleri okuduğunu bildirmiştir (Müsned, III, 417).

Bismillahirrahmanirrahim

Kul hüvellâhü ehad. Allahüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.

Rahman ve Rahim Olan Allahın Adıyla

“De ki: O Allah’tır, bir tektir. Her şey O’na muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. O’ndan çocuk olmamıştır. Kendisi de doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.”

5.sınıf din
5.sınıf din